Barbaros Mühendislik


Go to content

Sonuç

Akşam Yazıları




Üstün Altın




Altın Piyasası Nasıl Açıldı?




CUMHURİYET Dönemi'nde devlet adına ilk altın alım satım işlemleri, 1939 yılının Mart ayında Merkez Bankası'nca başlatıldı. "Altun İşleri Hakkında Evamir Mecmuası" meskuk (basılı) ve külçe altının Banka'ca nasıl alınıp satılacağını düzenliyordu.
Ekim 1946'da Türk, İngiliz, Fransız Altınlarının ve Gulden ile Altın Dolar'ın Türk Lirası karşılığında alınıp satılabileceği; hatta, altın karşılığında avans (kredi) verilebileceği açıklanıyordu. Altınların "sikke darbına salih" ( madeni para basımına elverişli) olduğunu belirleyen bir "Darphane Raporu" nun istenmesi ve gerektiğinde alınan altının ayarının tesbiti için yurt dışındaki rafinerilere gönderilebilme olanağı bile düzenlenmişti.
Bu düzenlemelere rağmen, altın alım satımı ve karşılığında kredi kullanım sistemi gelişemedi. Altın ülkemize kaçak olarak girmeye devam etti.
Aralık 1984'te, Merkez Bankası bu kez Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Gaziantep'te dileyen gerçek ve tüzel kişilere, Türk Lirası karşılığında altın satmaya başladı. Bu uygulama Şubelerin önlerinde büyük kuyruklar oluşturdu. Hatta, kuyruk sırası alıp satanlar türedi. Çünkü, altının fiyatı sabit kura göre Banka'ca belirleniyordu. Merkez Bankası, kendi maliyetinin altındaki bir fiyatla altın satıyor, altını dövizle aldığı için döviz rezervlerini eritiyordu. Zaten altına karşı ilgisi büyük ve yıllar boyunca enflasyona, devalüasyonlara karşı kendini altın tutarak koruyabilmiş olan halk, ucuz altına hücum etti.
İki yerde hata yapılmıştı:
a) "Döviz Piyasası" kurulmadan, "Altın Satımı" başlatılmıştı. Altın satış fiyatı, piyasa fiyatı-nı yansıtmıyordu.
b) Merkez Bankası kendini "Hedge" edemiyordu. Yani, altını dövizle alıp Türk Lirası ile sa-tıyor ve zarar ediyordu.
1987 Ekim'inde bu konudaki yetkiler bana verildiğinde, önce altın satış fiyatlarını artırdım; sa-tılan altın karşılığında aldığım Türk Lira'larını dövize çevirerek Merkez Bankası'nın döviz kaybını önledim; sonra da "Döviz Piyasası"nın ve "Döviz Karşılığı Altın Piyasası"nın hazırlıklarını yaptım.
Ağustos 1988'de, "Döviz Piyasası" açıldı.
"Döviz Piyasası"nın ardından, "Altın Piyasası" çalışmalarının başlatıldığı kamuoyuna duyurul-du. Altın ve döviz kaçakçılığından para kazananların tüm gelir kaynakları kesiliyordu. Bu odaklar, üç ayrı koldan, beni ölümle tehdit etmeye başladılar. Durumdan, Başbakan Özal da haberdar edildi. Özal, hiçbir biçimde taviz verilmemesini istedi.
Sistemin kurulması aşamasında, doğal olarak Kapalıçarşı'da ve yurt dışında incelemelerde bu-lundum. Altın işi yapan birçok kişinin fikirlerini aldım. Aksaklıkları tesbit ettim. Bu çalışmalarımdan dolayı, daha sonra beni bazı altıncılarla ortak olmakla, onları kayırmakla bile suçlamaktan, ifti-ralar atmaktan çekinmeyeceklerdi.
Kamuda Yapılan Hiçbir Hizmet Cezasız Kalmaz. Ama, doğru bildiğimden şaşmadım.
Şubat 1989'da Merkez Bankası, "Türk Lirası Karşılığı Altın Satımı" uygulamasına son verdi ve Nisan 1989'da da "Altın Piyasası" resmen çalışmaya başladı.
Piyasa, birkaç ay önce de açılabilirdi. Ama, 1989 Mart ayı sonunda "Mahalli Seçimler" vardı ve Banka'nın o sıradaki Başkanı, piyasanın seçim öncesi açılmasının siyasi gösteriye dönüşebileceğinden çekinmişti. Doğal olarak, Başbakan Özal bu gelişmeden habersizdi ve gecikmenin teknik hazırlıkların tamamlanmamış olmasından kaynaklandığını sanıyordu.
Pazar günü seçimler vardı. Cumartesi gecesi, Özal acilen Başkan'ı ve beni "Konut"a çağırttı. "Altın Piyasası"nın neden geciktiğini sordu. Başkan, gecikmenin teknik nedenlerden olduğu-nu anlattı ve Piyasa'nın 10 Nisan'da açılabileceğini söyledi.
Konut'tan ayrılıp eve dönmüştüm ki, Başbakan'ın beni arattığı haberini aldım. Kendisini tele-fonla aradım. Bana, bizden sonra durumu irdelediğini; hiçbir tehditten korkmamak gerektiğini söyledi ve Piyasa'nın, "10 Nisan" değil "1 Nisan"da açılması talimatını verdi.
Piyasa, zaten hazırdı. Dediğini yaptık.
"Altın Piyasası" o gün belirlenen esaslardan hiçbir değişiklik yapılmaksızın, 1995 yılında "Altın Borsası" kuruluncaya kadar, başarılı hizmetler verdi. Türk ekonomisine çok şey kazandırdı.

15 Kasım 1996




Altın Borsası Nasıl Kuruldu?




1991 YILININ sonbaharındayız. Birbuçuk yıldır İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı idim.
Altın alışverişi sadece Merkez Bankası'nın gözetiminde yapılabiliyor, altın sadece Merkez Ban-kası'nca ithal edilebiliyordu.
Merkez Bankası'ndaki Altın Piyasası tarafımdan geliştirilmiş olsa da, artık bu piyasanın Merkez Bankası bünyesinden çıkarılması ve daha çağdaş ve tam serbestisi olan bir sisteme geçilmesinin za-manı gelmişti.
Öte yandan, Merkez Bankası'nda oluşturduğumuz sığ ve zorlamalarla çalışan bir alışveriş dışın-da, ülkede bir "Döviz Piyasası" yoktu. (Hâlâ da yok.)
Fransa'da 1952 ve 1958 yıllarında, önce Başbakan sonra da Maliye Bakanı olarak Pinay'ın uyguladığı "Altın Sertifikaları" çıkarılması yoluyla döviz ve iç finansman sağlanması uygulaması ülkemizde de yapılabilirdi. Benzer uygulamalar İsviçre, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılmıştı.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) üyeleri için ise dövize, altına ve diğer enstrümanlara kolay geçişler yapmak çok zordu. Önce Borsa'da satış yapıp, takas gününde satılan malın parasını almak, sonra bu parayla başka bir piyasaya gidip tahvil, döviz veya altın almak gere-kiyordu. (Hâlâ değişmedi.)
Bu çeşit uygulamalar ise, hisse senetlerinin diğer yatırım araçlarıyla olan rekabetini azaltmaktaydı.
İMKB içinde 1990 yılında oluşturulmuş bir "Kambiyo ve Kıymetli Madenler Piyasası Müdürlüğü" bulunmaktaydı. Yani, bu amaçlara yönelik çalışmalarımız zaten başlamıştı.
İMKB Yönetim Kurulu da, döviz ve altın alışverişine yönelik girişimlerin başlatılması konusunda Kasım 1991 tarihinde bir karar aldı.
Amaç, İMKB bünyesi içinde döviz, efektif ve altın piyasalarının oluşturulması ve mevcut bor-sa üyelerine bu işlemlerin de yapılabilmesi hakkının verilmesiydi.
Bu amaca yönelik beklentiler şunlardı:
a) Merkez Bankası'nın manipülasyon yapamayacağı; fakat, hiçbir şarta tabi olmaksızın katı-labileceği bir döviz ve efektif piyasasının İMKB içinde oluşturulması,
b) Hazine'ce çıkarılacak Altın Sertifikası veya Altına Endeksli Borçlanma Senetleri'nin İMKB Tahvil Piyasası'nda alışverişinin yapılabilmesi,
c) Fiziki Altın, Gümüş ve diğer kıymetli madenlerin alışverişinin yapılacağı İMKB'ye bağlı bir piyasanın, giderlerinin tamamı İMKB'ce karşılanmak üzere faaliyete geçirilmesi,
d) Kıymetli madenlerin bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sadece "Gümrük Beyanı" verilerek bankalar, özel finans kurumları, döviz büfeleri ve borsa aracı kurumlarınca ithalat veya ihra-catına olanak sağlanması,
e) Halkın elindeki altın stokunun mobilize edilmesi ve bu birikimin yatırıma dönüştürülmesinin sağlanması,
f) Ülkemizin kıymetli madenler ve döviz alışverişi yönünden bölgenin merkezi haline getirilme-si,
g) İMKB bünyesinde oluşturulacak "Kambiyo ve Kıymetli Madenler Piyasası"nın uluslararası pratiğe uygun olarak çalışabilmesi için, kıymetli maden alışverişleri üzerinden Merkez Bankası zorunlu döviz devirleri, gümüş alım satımının Katma Değer Vergisi'ne tabi tutulması gibi uygulama-ların kaldırılması,
h) Bankalarda "Kıymetli Maden Hesapları" açılmasına izin verilmesi ve "Kıymetli Maden Kredisi" sisteminin getirilmesi.

Biz İMKB olarak bu çalışmaları yaparken, Tansu Çiller ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı oldu. Kendisine beklentilerimizi anlatıp, onayını almamız gerekiyordu. Çünkü, yeni Sermaye Piyasası Kanunu bu konudaki yetkiyi tamamiyle ilgili Devlet Bakanı'na vermişti.
Bir gün Ankara'ya giderken, uçakta Çiller çiftine rastladım. Özer Bey'den rica edip, Tansu Hanım'ın yanına oturdum ve yol boyunca projeyi anlattım.
Döviz, efektif, altın ve diğer kıymetli madenlerin alışverişinin yapılacağı bir piyasanın kurulma fıkri Devlet Bakanı Tansu Çiller'i heyecanlandırmıştı. Bana bu işin hemen gerçekleşmesi için ne yapılması gerektiğini sordu. Ben de yetkinin doğrudan doğruya ekonomiden sorumlu Bakan'da ol-duğunu söyledim.
Bakan, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)' na bu yetkinin verilmesinden önce, bu konularda çeşitli çevrelerin ve bürokrasinin fikrini almanın uygun olacağı fikrindeydi.
Bunun üzerine bir hafta sonra bir toplantı tertiplendi. Toplantıya Hazine'den Banka ve Kambi-yo Genel Müdürü Selçuk Demiralp, Merkez Bankası'ndan Başkan Yardımcısı Hasan Ersel, Ser-maye Piyasası Kurulu (SPK)'ndan Başkan Mehmet Şükrü Tekbaş, rahmetli Yaman Aşıkoğlu, işadamı rahmetli Nuh Kuşçulu, döviz büfesi sahibi Ceyhan Bektaş ve diğer bazı kişiler katıldı.
Nuh Kuşçulu'yu Tansu Hanım, Ceyhan Bektaş'ı ben çağırmıştım. Dışarıdan çağrılan kişiler, serbest piyasa ekonomisini savunan ve bu konuda fıkirleri olan kişilerdi. Çiller, toplantının açılışını yaptıktan sonra aynldı. Zaten amaç, sadece bir fikir alışverişi yapılmasıydı. O zamanki Merkez Bankası yönetiminin, ekonomiden sorumlu Bakan'la sorunları vardı. Bakan, Merkez Bankası'ndan bilgi ve veri alamadan ekonomiyi yönetmek zorunda bırakılmıştı. Salt bu nedenle, Merkez Bankası temsilcileri bu yeniliğe karşı çıktılar. Döviz ve altın piyasası kurulmasının, ülkede Türk Lirası kullanımını azalttığını söylüyorlardı. Onlara göre, mevcut serbesti ve Türk Lirası'nın konvertibilitesi bile bizim için lükstü.
SPK, İMKB'nin kendi yetki alanına girebileceği düşüncesindeydi. Hazineciler, girişimi zamansız buluyorlardı. Kısacası, bürokratlar Tansu Çiller'in başarılı bir iş yapabilme ihtimalini yok etme peşindeydiler.
Ertesi günkü Cumhuriyet Gazetesi'nde, Bilal Çetin, "Altın Kaçakçısı Ceyhan Bektaş"ın da toplantıya katıldığını yazıyordu. Bürokratlar, toplantıdaki bilgileri sızdırıp taraftar basını kullanarak yenilik girişimini engelleme çabası içindeydiler. Oysa, 1989 yılında kurduğum "Altın Piyasası" sayesinde, altın kaçakçılığı tamamen yok olmuştu.
Daha sonra, Borsa Aracı Kurumları'ndan bazılarının da yeni borsa ve piyasalar kurulmasına karşı çıktıklarını gördüm. Onlar da, hisse senetlerine rakip yeni enstrümanlar üretilmesine karşıydılar. Karşı çıkan borsacıların başını Mustafa Yılmaz çekiyordu.
Bu baskılara rağmen Tansu Çiller, 12 Şubat 1992'de İMKB'nin bir "Altın Piyasası" kurmasına onay verdi.
Yeni gelişme, 14 Şubat 1992 günü Hazine ve SPK'ya bildirildi ise de, onlar İMKB'nin bu yazısına cevap dahi vermediler.
Yeni gelişmeyi bir basın toplantısı yaparak, "Borsa Muhabirleri"ne anlattım. Gazeteci arkadaşlardan Bülent Yardımcı, bu iş için Kapalıçarşı'nın içindeki "Sandal Bedesteni"nin uygun olabileceğini söyleyince, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen ziyaret edildi.
Sözen, bir süre sonra, Sandal Bedesteni'nin İMKB'ye tahsis edilebileceğini belirten resmi bir yazı yazdı.
Ancak, biz hazır olsak da, mevzuat hazır değildi.
Bakan Onayı bulunmasına rağmen, Hazine yapılması gereken Tebliğ değişikliklerine bir türlü yanaşmıyordu. SPK da gereken desteği vermiyordu.
Biz de kimseyi kimseye şikâyet etmek eğiliminde değildik. Dirençleri zorla kırmak için, bir neden de yoktu.

Çiller'in Başbakan olmasıyla, konu yine gündeme geldi. Bu kez, "Altın Borsası"nı oluşturma görevi, bir Mütevelli Heyet'e verilmişti.

2 Nisan 1997




Kanuna Uygun, Tebliğe Aykırı




OLUŞTURULAN "Altın Borsası Mütevelli Heyeti"nin Başkanı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Yardımcısı Nermin Berki idi. Heyetin benim dışındaki üyeleri Hazine Banka ve Kambiyo Genel Müdürü Selçuk Demiralp, Darphane Müdürü Salih Yardımcı, SPK'dan Cahit Sönmez, Prof. Mehmet Kaytaz (şimdiki Hazine Müsteşarı) ve Altın Konseyi Türkiye Temsilcisi Murat Akman idi.
Yapılan ilk toplantıda üyelerden bazılarının hiç borsa görmediği, bazılarının ise altın hakkında hiç bilgileri olmadığı anlaşıldı. Bu nedenle, üyelerin öncelikle yurt dışında bu konulardaki bilgi ve görgülerini artırmaları kararı alındı.

Belirttiğim nedenlerle, altın işinden soğumuştum. Üstelik, Mütevelli Heyet bizim prensiplerimiz dı-şında bazı şeyler yapmak istiyordu. Ama, yine de Heyet'in çalışmalarını aksatmamaya çalıştım ve alınan tüm kararları imzaladım.
Kafamdaki prensipler şunlardı:
- Döviz ve efektif piyasaları ile altın ve diğer kıymetli madenler piyasalarının birarada ve aynı anda kurulması,
- Salt altın alışverişi için yeni aracılar yaratılacağına bankalara, özel finans kurumlarına, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) aracı kurumlarına, döviz büfelerine ve yabancı uzman kuruluşla-ra altın ve döviz alışverişi yapma yetkisi verilmesi,
- Sadece fiziki altın alışverişinin değil, vadeli altın ve kıymetli maden kontratlarının da yapılabi-leceği bir sistemin daha başından kurulması,
- Altın ve kıymetli maden ithalatının sınırlanmaması ve ithal edilecek altının borsaya satış zo-runluluğunun getirilmemesi,
- Yeni bir borsa oluşturacak yerde, sistemin İMKB içinde başlatılarak, devlete bina, demirbaş ve maaş masrafı yüklenmemesi; ya da hiç olmazsa İMKB veya Merkez Bankası ile ortak takas ve ödemeler sistemi kurulması,
- Alışverişin daha işin başında, uluslararası kurallara uygun yapılması,

Kurulacak borsanın mevzuatı ile ilgili çalışmalar yapılırken, bir taraftan da bina aranıyordu. Nermin Berki ve Salih Yardımcı borsanın şimdi faaliyet gösterdiği binayı bulmuşlardı.
Altın Borsası'na bina arandığını duyan Tahtakale, Kapalıçarşı, Sirkeci ve Eminönü'ndeki bina sahipleri de harekete geçtiler. Bunlardan, eski "Tahtakale Hamamı" diye bilinen binanın sahipleri de benimle temas kurdular. Bu bina tamamen yenilenmiş, klima tesisatı yapılmış, tarihi ve korunması gerekli bir yapıydı. Üstelik borsaya da uygundu.
Sahipleri önce kira istedilerse de, borsanın gelmesiyle mülklerinin diğer bölümlerinin değerinin artacağını kendilerine anlattım. Binayı, kira almadan borsaya vermeyi kabul ettiler. Ancak, Mütevelli Heyet bu teklifi uygun görmedi. Ankaralılar deniz görmeyi özlemişlerdi.

Altın Borsası kuruluş çalışmaları sürerken, ekonomik kriz başladı. Şubat 1994'te, krizin tam ortasında Merkez Bankası Başkanlığı'na getirildim.
Bu nedenle, çalışmalardan tamamen uzak kaldım.
Borsa kurulurken çıkarılan bir Tebliğ'le Merkez Bankası' nın ithal edeceği altının Altın Borsası'na satılması zorunluluğu getirildi. Oysa, Tebliğ Merkez Bankası Kanunu'na aykırıydı. (Hâlâ da aykırı).
Uluslararası bankaların, İstanbul Altın Borsası'nda işlem yapabilmeleri için bir yerde altınlarını stok etme ihtiyaçları vardı. Bu kuruluş sadece Merkez Bankası olabilirdi. Altınlarını konsinye olarak getirip Merkez Bankası'nda tutmak istediler. Merkez Bankası'nın amacı da İstanbul Altın Borsası'nı bir anda uluslararası arenaya çevirmekti.
SPK, Merkez Bankası'nın bu görüşüne karşı çıktı. Çıkmakla da kalmayıp yandaş basına "Merkez Bankası Tebliğ'e aykırı işlem yapmak istiyor" yazıları yazdırdı. Hatta, Tebliğ'e aykırı olarak Ban-ka'nın altın ithal ettiğini iddia etmek cüretini bile gösterdiler.
Bir kez daha, direnmek için bir neden kalmamıştı.
Merkez Bankası, altın alışverişinden tamamen çekildiğini açıkladı.

4 Nisan 1997





Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Yaman Törüner | Akşam Yazıları | Site Map


Back to content | Back to main menu